|
DeSSaS
Ziyaretçi
|
 |
« : Eylül 01, 2008, 04:56:29 ÖS » |
|
Sekizinci yüzyılda Irak’ta yaşamışolan âlim ve evliyânın büyüklerinden. İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfehazretlerinin talebesidir. İsmi Züfer, babasınınki Hüzeyl, künyesi EbûHüzeyl'dir. İmâm-ı Züfer diye meşhûrdur. 728 (H.110) senesinde doğdu.775 (H.158) senesinde Basra’da vefât etti.
Aslen İsfahanlı olmasına rağmen Basra’da yaşayan Züfer bin Hüzeyl,orada ilim tahsîl etti. Önce zamânının âlimlerinden hadîs ilminiöğrendi. Sonra Kûfe’ye gidip İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe hazretlerininderslerine devâm etti. Ondan fıkıh ilmini tahsîl ederek zamânınınmeşhûr fakîhlerinden oldu. İmâm-ı A’zam; “Talebelerimin enmükemmelidir.” buyurarak, onu medhetti. İctihâd derecesine yükselipİmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe hazretlerinin koyduğu usûl ve kâidelere göreictihâdda bulundu. Hanefî mezhebinde fukahânın ikinci tabakasından yânimezhepte müctehidlerden oldu. İlimdeki yüksek derecesi yanında, güzelahlâk ve fazîlette de örnek insan oldu. Ömrünü ilme ve ibâdete veripdünyâya ve dünyâ malına hiç meyletmedi.
İmâm-ı Züfer, ilimde o derece iyi yetişmişti ki, kendisine bir suâlsorulduğu zaman, geniş cevap verir, anlaşılır bir şekilde îzâh ederdi.İsbâtı gereken meseleleri kat'î delillerle isbât ederdi. İmâm-ı A'zamınusûlü üzerine ictihâd ederdi. Çok ibâdet eden, doğru sözlü ve ilimdesağlam bir âlimdi. Evlendiğinde hocası İmâm-ı A'zamı düğününe dâvetetmişti. İmâm-ı A'zam, düğün sırasında yaptığı bir konuşmasında;“Züfer, müslümanların imâmlarındandır. Şeref, haseb, neseb bakımındanen tanınmışlardandır.” buyurmuştur.
İmâm-ı Züfer bir defâsında bir mirâs meselesi sebebiyle Basra’yagitmişti. Basra halkı ondaki üstün hâlleri görerek, olgun ve müstesnâbir insan oluşuna hayran kalmışlardı. Bu sebeple Basra’da kalmasınıısrârla istediler. O da bu arzu üzerine bir müddet Basra’da kaldı.Basra kâdılığı vazîfesini yürüttü. İlmiyle ve üstün hâlleriyleinsanlara çok faydalı oldu. Her nerede olursa olsun hiç boş konuşmazdı.Dâimâ ilmî meseleler üzerinde söz söyler, hep bu hususta konuşurdu.Bulunduğu yerde boş konuşulmaya başlansa hemen o meclisi terkederdi.
Bir müddet Basra kâdılığı yaptı. Ömrü boyunca ilim öğretmek ve dersvermekle meşgûl oldu. Meşhûr âlimlerden Muhammed bin Abdullah Ensâr,Halef bin Eyyûb, Âsım bin Yûsuf, Hilâl-er-Rey gibi büyük âlimler İmâm-ıZüfer’in ders halkasında yetiştiler.
Basra’daki bâzı ilim çevreleri İmâm-ı A'zam’ın büyüklüğünü anlayamamışolmaları sebebiyle muhâlefet göstermişlerdi. Bir kısmı da hasedlerisebebiyle karşı çıkmıştı. İmâm-ı Züfer Basra’ya gidince ilim erbâbıonun yanında toplanıp, ilmî münâzaralar ve müzâkereler yapmayabaşladılar. İmâm-ı Züfer’in meseleleri ele alış tarzına, yaptığıizahlara ve getirdiği delilleri işiterek hayran kaldılar. Onunanlattığı şeyleri ve yaptığı izahları beğenip, bunları nereden öğrendindediler. O da Hocası İmâm-ı A'zamdan öğrendiğini söyledi. Bu şekildekurulan her ilim meclisinde yaptığı izahlarla Basra’daki ilim ehliarasında kendisine ve hocası İmâm-ı A'zam'a karşı bir sevgi uyandı.İmâm-ı A'zam'ın büyüklüğünü anlayıp, düşmanlık edenler dost oldu, onusevmeye ve methetmeye, istifâde etmeye başladılar.
O asrın âlimlerinden biri olan Müzenî’ye, bir zât, Irak’daki fıkıhâlimlerini sormuştur. Ebû Hanîfe hakkında ne dersin deyince; “O, fıkıhâlimlerinin efendisi ve en büyüğüdür.” cevâbını vermiştir. Ya Ebû Yûsufdeyince; “Hadîs-i şerîfe en çok tâbi olandır.” ya Muhammed bin Hasandeyince; “Fürû meselelerini en iyi açıklayandır.” demiştir. Ya Züferdeyince; “Kıyasta en keskin olandır.” demiştir.
Hocası İmâm-ı A'zamın vefâtından sonra sekiz sene gibi kısa bir müddetyaşamış olup, onun mezhebini yaymıştır. İmâm-ı Züfer çok az meseledeİmâm-ı A'zamdan ayrı ictihatta bulunmuştur. Hocası İmâm-ı A'zama,hayâtında ve vefâtından sonra muhâlefet etmemiştir. Hanefî mezhebinde,zarûret hâlinde İmâm-ı Züfer’in ictihadı ile amel etmek câizdir. İbn-iAbd-ül-Berr, şöyle demiştir. “Züfer bin Hüzeyl, yüksek bir akıl veidrâke sâhipti. Haramlardan çok sakınan, verâ sâhibi ve hadîs ilmindesika, güvenilir, sağlam bir âlimdir.” O evliyânın büyüklerinden Dâvûd-iTâî ile arkadaş olup birbirlerini çok severlerdi. Dâvûd-i Tâî,ibâdetle, zühd ve takvâ ile yaşadı. İmâm-ı Züfer ayrıca ilme devâmetti. Hem ilimde, hem de ibâdette çok gayretli bir âlim olup, bunlarıkendinde toplamıştır.
İmâm-ı Züfer vefât edeceği zaman İmâm-ı Ebû Yûsuf ve başkaları vasiyetet dediler. “Şu mal hanımımındır. Şunlar da, kardeşimin oğlunundur.”dedi. Bu sözlerine şaşırdılar. Çünkü kardeşi varken, kardeşinin oğlunabir şey düşmezdi. Vefâtından sonra kardeşi onun zevcesini aldı. Biroğlu oldu. Mallar oğluna kalınca, İmâm-ı Züfer’in kerâmeti belli oldu.
1) Vefeyâtü’l-A’yân; c.1, s.317, 318 2) Fevâid-ül-Behiyye; s.75, 77 3) Tabakâtü’l-Fukahâ (Taşköprüzâde); s.18 4) Tabakâtü’s-Seniyye; varak 128b, 129a 5) Mîzânü’l-Îtidâl; c.1, s.348 6) Lisânü’l-Mîzân; c.2, s.476, 478 7) Tabakâtü’ş-Şîrâzî; s.113
Mu’cemü’l-Müellifîn; c.4, s.181 9) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; (49. Baskı) s.1169 10) Eshâb-ı Kirâm; (7. Baskı) s.424 11) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.2, s.271-273
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|