|
Global Moderator
Nerden :
Kayıt Tarihi : Ağustos 26, 2008, 03:41:58 ÖS
Mesaj Sayısı : 2170
Konu Sayısı : 2169
Üye No : 2
|
 |
« : Ağustos 30, 2008, 09:39:31 ÖÖ » |
|
YAHUDİLİĞİN TARİHÇESİ
1.Genel Bilgi Yahudilik, yaşayan ilahi kaynaklı dinlerden en eskisi, fakat mensubu enaz olanıdır. Bugün yeryüzünde 15-20 milyon civarında Yahudi vardır.Bunların 4,5 milyonu İsrail’de, 6 milyonu ise, Yahudi nüfusunun enyoğun olduğu, A.B.D.’de yaşamaktadır. Yahudiliğin Dinler Tarihi’nde özel bir yeri bulunmakta ve bu din, eneski ilahi kaynaklı din olarak nitelendirilmektedir. Geçmişi birkaç binyıl geriye giden bu dinin başta olan özelliklerinden biri, İsrailoğulları ile Tanrı arasındaki “ahde” kutsal kitaplarında geniş yerayrılmasıdır. Dolayısıyla bu din, bir “ahit” dini olarak dabilinmektedir. İsrail oğullarının başına gelen bütün sıkıntılarınonların bu ahde uymamalarından , verdikleri sözü yerinegetirmemelerinden kaynaklandığı, hem kendi kutsal kitaplarında, hem deKur’an-ı Kerim’de belirtilmektedir. Yahudilik, Babil Sürgünü’nden bu yana milli bir din halinegetirilmiştir. Ancak bu din, tek Tanrı’ya, vahye dayanan kutsal kitabave peygamberlere yer vermesiyle milli dinlerden, millileştirilip birırka tahsisi edilmesiyle de ilahi dinlerden farklı bir durumgöstermektedir. Aslında bugünkü Yahudiliğin bir din mi, ırk mı, milletmi olduğu pek açık değildir. Tartışmayı bir kenara bırakarak, onunkendine ait özellikleri ve nitelikleri bulunan bir din olduğu,benzerinin bulunmadığı ve bu sebeple de tarifinin güç olduğusöylenebilir. Zira Yahudilikte din ile ırk iç içe girmiş, birinidiğerinden ayırmak zorlaşmıştır. Onun en iyi, kutsal kitaplarında yeralan “Balam” hikayesindeki şu cümle tarif etmektedir: “İşte ayrıcaoturan bir kavimdir ve milletler arasında sayılmayacaktır.” Kutsal kitaplarında yer alan ifadelere dayanarak Yahudiler, kendilerinidünya milletleri arasından seçilmiş kavim olarak görürler. Tanrı,Sina’da bu kavmi kendine muhatap kılmış, onlarla ahitleşmiş, onlardanemirleri uyacaklarına dair söz almış ve Hz. Musa’nın (A.S.) şahsındaTevrat’ı onlara göndermiştir. Yahudi dininin odak noktası, Kudüs’tekiMa’bed’dir (İbranice, Bet ha-Mikdas; Arapça, Beytu’l-Makdis). Tahripedilmeden önce Ma’bed’in bir odasında Ahit Sandığı bulunurdu.Yahudiliğin sembolü, yedi kollu şamdan ve altı köşeli yıldızdır. Bu kavim, dünya literatüründe Yahudi, İbrani, İsrail oğulları gibi terimlerle adlandırılır. a. Yahudi, İbrani ve İsrail Terimleri Yahudi: İshak oğlu Yakub’un on iki oğlu vardı; dördüncü oğlunun adıYuda veya Yahuda idi. Dolayısıyla onun adına izafeten İsrail oğullarınaYahudi denilmiştir. Filistin’in güney bölgesinde kurulan Yuda veyaYahuda Krallığı da ayrıca bu adın kaynağı olarak ileri sürülmektedir.Zira Ürdün’ün batısı, Semariye’nin güneyindeki bölge, Yuda veya Yahudaadına nispet ediliyordu. Esaretten sonra umumi olarak halk İsraillilerolarak adlandırılırken, şahıslar birbirlerine Yahudi diyorlardı.Böylece onların torunları da günümüze kadar bu isimle anıldılar. Şehristani, Yahudi kelimesinin Arapça “hade” kökünden “dönmek” ve “tevbe etmek” anlamına geldiğini, bu ismin Yahudilere verilmesinin deHz. Musa‘nın “Biz sana dönüp yalvardık” sözü sebebiyle olduğunubelirtmektedir. İbrani: Bu kelime, “İbri” veya “Hibri” kelimelerinden gelir. Bukelimeler M.Ö. 15.-16. yüzyıllarda Filistin’de görülen göçebe birkabilenin adıdır; “öte tarafın insanları” anlamında, Fırat ve Ürdünnehirlerinin öbür kıyısından gelmiş olan göçmenleri ifade eder.Yahudilere bu ad, Ken’an ülkesinin yerlileri tarafından verilmiştir. Bukonuda Yahudi kutsal kitabında bilgi verilmektedir. İsrail: Bu kelime, Tanrıyla ve insanlarla güreşip yenen anlamındaYakub’a Tanrı tarafından verilmiş bir lakaptır. Bu husus, Tevrat’ta yeralmaktadır. Evrensel Yahudi Ansiklopedisinde kelimenin asıl anlamınınbelirsiz olduğu, Tevrat’ta “tanrı ile güreşen” şeklinde yer almasınarağmen, “ Tanrı ile mücadele eden” anlamına gelebileceğibelirtilmektedir. Taberi, Hz. Yakub’a “gece içinde Allah’a giden”anlamında “İsrail” denildiğini kaydetmektedir. On iki Yahudi kabileside İsrail adıyla anılmaktadır. Ancak belirtilmelidir ki bu ad, Hz.Süleyman’dan sonra ikiye ayrılan ülkenin kuzey bölümünü oluşturankabilelerin krallığını nitelendirmek üzere kullanılmıştır. Bununlaberaber, Babil sürgününden sonra Yuda’ya (Yahuda) geri dönen İbraniler,Yuda kabilesine mensup olmalarına rağmen , genelde İsrailliler adınıaldılar. “İsrail” kelimesinde, ilk defa, II. Ramses’in oğlu Minetap (M.Ö.1232-1224) tarafından diktirilen ve “İsrail Anıtı” diye anılan kitabederastlanmaktadır. Yahudi inancına göre Yakub’a bu ad, Tanrı tarafından verilmiştir.Bundan dolayı Yahudilik milli bir din, Yehova da milli bir tanrı olarakkabul edilmiştir. Onlara göre İsrail oğulları, seçkin bir kavimdir. Buad, sonradan genelde bütün Yahudileri içine alacak bir şekildekullanılmıştır. Şimdiki İsrail Cumhuriyeti de bu adı kullanmaktadır. Kur’an’da 40 ayette, 41 defa “Beni İsrail” (İsrail oğulları) kelimesigeçmektedir. Bu ayetlerde, Allah’ın İsrail oğullarına verdiği nimetlerhatırlatılmaktadır. Bu nimetlere karşı İsrail oğullarının verdiklerisözler ve onların sözlerinden dönmeleri işlenmiştir. b. Tevrat’a Göre Yahudiliğin Tarihçesi Yahudiliğin tarihçesi, kutsal kitaplarına dayanır. Kutsal kitap, aleminve ilk insanın yaratılışından peygamber Malaki’ye kadar geçen olaylarıiçinde bulundurur; aynı zamanda onların kutsal tarihini oluşturur. Sami ırktan sayılan İbraniler, Kildanilerin Ur şehrinden çıkarlar veHarran’a gelirler. Tanrı (Yahve), Abram’a (Hz. İbrahim) Harranbölgesinden Ken’an diyarına göç etmesini emreder. O da karısı Saray’ı,kardeşinin oğlu Lut’u (Hz. Lut) ve Harran’da kazandıklarını da yanınaalarak Ken’an diyarına varır. O vakit orada Ken’aniler bulunuyordu.Tanrı, Abram’a görünüp o ülkeyi onun zürriyetine vereceğini bildirir.Abram da kendine görünen Rab için bir mezbah yapar. Ülkede kıtlıkçıkınca Abram Mısır’a gider. Mısır’a yaklaştıklarında Abram, karısıSaray’a şöyle der: “İşte biliyorum ki, sen görünüşü güzel bir kadınsın ve olur ki,Mısırlılar seni görünce: Bu onun karısıdır, derler ve beni öldürürler;fakat seni sağ bırakırlar. Senin yüzünden bana iyi davranılsın, seninsebebinle canım yaşasın diye: Onun kız kardeşiyim, de. Ve vaki oldu ki,Abram Mısır’a girdiği zaman, Mısırlılar kadının çok güzel olduğunugördüler ve Firavun’un emirleri onu gördüler ve onu Firavun’amethettiler; kadın Firavun’un sarayına alındı. Ve onun yüzünde FiravunAbram’a karşı iyi davrandı; ve onun koyunları, sığırları oldu. Ve RabAbram’ın karısı Saray’dan dolayı; Firavun’u ve onun sarayını büyükvuruşlarla vurdu. Ve Firavun Abram’ı çağırıp dedi: Bana bu yaptığınnedir? Bu senin karın olduğunu niçin bana bildirmedin? Niçin bu benimkız kardeşimdir, dedin, ben de onu karı olarak aldım? Ve şimdi, iştekarın, al ve git. Ve onların hakkında Firavun adamlarına emretti;onu,karısını ve kendisine ait olan her şeyi gönderdiler.” Abram ve beraberindekiler, Mısır’dan böylece çıkarlar. Çokzengindirler. Çobanları arasındaki bir tartışmadan sonra Abram’la Lut,birbirinden ayrılırlar. Lut, şarka doğru gider. Abram ise Ken’andiyarında oturur. Abram, bulunduğu bölgede hakimiyetini kabul ettirirve bu arada esir edilen kardeşi (daha önce kardeşinin oğlu olarakbelirtilir) Lut’u kurtarıp yanına alır. Bu olaylardan sonra Rab, rüyasında Abram’a görünür, ona yardımedeceğini bildirir.Abram, ondan zürriyet ister. Tanrı’da ona vereceğiniva’deder. Karısı Saray’ın teklifi üzerine cariyesi Hacer’le evlenir veondan İsmail doğar. Bu sırada Abram seksen altı yaşındadır. Doksandokuz yaşına geldiğinde Tanrı ona görünür ve onun zürriyetiniçoğaltacağını bildirir. Bunun üzerine Abram, yüzüstü düşer ve Allahonunla şöyle konuşur: “Ben ise, işte, ahdim seninledir ve bir çokmilletlerin babası olacaksın ve artık adın Abram (yüce baba anlamında)çağırılmayacak, fakat adın İbrahim (cumhurun babası anlamında) olacak;çünkü seni bir çok milletlerin babası ettim. Ve seni ziyadesiylesemerli kılacağım, ve seni milletler yapacağım, ve senden sonrazürriyetine, Allah olmak için seninle ve senden sonra zürriyetinlebenim aramda ahdimi, nesillerce ebedi ahit olarak sabit kılacağım. Vesenin gurbet diyarını, bütün Ken’an diyarını, sana ve senden sonrazürriyetine ebedi mülk olarak vereceğim ve onların Allah’ı olacağım.” Allah, İbrahim’den ve zürriyetinden gelecek olanlardan ahit olarak hererkek çocuğun sünnet edilmesini ister. Yine Allah İbrahim’e, karısıSaray’ın bundan sonra Sara (prenses anlamında) olarak çağrılmasını veondan bir oğul vereceğini, adının da İshak olacağını bildirir. BöyleceSara, Hacer’i kıskanmaktan kurtulmuş olacaktır. İbrahim, ahit gereği, kendisi doksan dokuz, İsmail de on üç yaşındaiken aynı gün sünnet olurlar. Öte yandan Sara, İshak’ı doğurur.İbrahim, oğlu İshak’ı sekiz günlük iken sünnet ettirir. Çocuk büyüyüpsütten kesildiğinde İbrahim, oğlu için büyük bir ziyafet verir. Busırada İsmail’in güldüğünü gören Sara, İbrahim’den onu kovmasını ister.Bu durum İbrahim’e kötü görünür. Ancak Allah, İbrahim’e, Sara’nındediğini yapmasını, çünkü neslinin İshak’ın adıyla çağırılacağınısöyler. Hacer İsmail’i alıp çöle gider. Bir gün Allah, İbrahim’i denemek için, ondan biricik oğlu İshak’ıkurban etmesini ister. İbrahim, emri yerine getirmek üzere bir mezbahyapıp eline bıçağı aldığında Rabbın Meleği göklerden ona çağırıp çocuğuboğazlamamasını, çünkü emri yerine getirdiğini bildirir. Bunun üzerineİbrahim, gözlerini kaldırdığında, çalılıkta bir koçun hazır olduğunugörür ve onu kurban eder. Bu olay üzerine Rab, ona sözünü yerinegetirdiğinden dolayı, zürriyetinin düşmanlarının kapısına hakimolacağını ve zürriyetinden gelen bütün milletlerin mübarek kılınacağınıbildirir. İbrahim, yüz yetmiş beş yaşında iken ölür. “Ve oğulları İshak ve İsmailonu Mamre karşısında olan Makpela Mağarasına, Hitti Tsohar oğlu Efronuntarlasına, İbrahim’in Het oğullarından satın aldığı tarlaya gömdüler.İbrahim ve karısı Sara oraya gömüldüler. Ve vaki oldu ki, Allahİbrahim’in ölümünden sonra oğlu İshak’ı mübarek kıldı.” İshak’ın çocuğu olmadığından Rabba yalvarır, Esav ve Yakub adlı ikioğlu olur. Bir gün ülkesindeki kıtlık dolayısıyla İshak, Filistin kralıAbimelek’in ülkesi Gerara’ya gider. Orada karısını kız kardeşi olaraktakdim eder. Durumu anlayan Abimelek, niçin böyle yaptığını sorar. Oda, elinden alınıp kendisine zarar gelme korkusundan böyle yaptığınısöyler. Abimelek bunun üzerine onları korur. Varlık sahibi olurlar.Ancak Filistin halkı, onları kıskanıp ülkelerinden çıkarırlar. İshak yaşlanıp gözleri görmez olunca Yakub, babasının sevdiği Esav’ınyerine hile ile kendisini mübarek kıldırır. Esav, bunu öğrendiğinde çokkızıp onu öldüreceğini söyler. Yakub, Harran’a gitmek üzere ayrılır.Gecelediği bir yerde rüya görür. Rüyasında yerden göğe doğru yükselenbir merdiven vardır. Bu merdivenden Allah’ın melekleri çıkıpinmektedir. Başı, göklere ermiştir. Rab, ona şöyle der: “Babanİbrahim’in Allah’ı ve İshak’ın Allah’ı Rab benim. Üzerinde yatmaktaolduğun diyarı sana ve senin zürriyetine vereceğim; senin zürriyetinyerin tozu gibi olacak, garba ve şarka, şimale ve cenuba yayılacaksın;ve yerin bütün kabileleri sende ve zürriyetinde mübarek kılınacaktır.” Yakub, uyanınca burası Allah’ın evidir ve bu, göklerin kapısıdır deyiporaya “Beyt-el” (Allah’ın evi) adını koyar, yoluna devam edip Harran’avarır. Orada annesinin kardeşi Laban’ın yanında çalışır. Onun, Laban’ıniki kızından ve bunların yanında gelen iki de cariyeden on iki oğlu vebir kızı olur. Onları alıp babasının yanına Ken’an’a döner. Yakub çocukları arasında en fazla Yusuf’u sever. Kardeşleri bundandolayı onu kıskanırlar. Yusuf, bir rüya görüp onu kardeşlerine anlatır.Rüyasında kardeşleriyle birlikte bir tarlada buğday demetleribağladıklarını,kendi demetinin dik durduğunu, ötekilerin demetlerininise kendisininkinin etrafını kuşatıp eğildiğini söyler. Kardeşleri, burüyadan onun kendilerine hakim olacağını çıkarırlar ve ona karşı kin vekıskançlıkları artar. Yusuf, diğer bir rüyasında Güneş, Ay ve on biryıldızın kendisine secde ettiğini görür. Bu rüyayı babası vekardeşlerine anlattığında babası onu azarlayıp “Gerçek, ben ve anan vekardeşlerin yere kadar sanan eğilmek için mi geleceğiz?” der.Kardeşleri onu kıskanır, babası da bu sözü yüreğinde tutar. Yakub,Yusuf’u sürüleri otlatmakta olan kardeşlerinin yanına gönderinceonlarda onu elbiselerini çıkararak bir kuyuya atarlar. Daha sonra dakuyudan çıkarıp onu Mısır’a giden tüccarlara yirmi gümüşe satarlar.Babalarına kardeşlerini bir canavarın yediğini söyleyip onun kanabatırılmış entarisini gösterirler. Yusuf, Mısır’da Firavun’un bir memuru olan Potifar tarafından satınalınır. Potifar’ın karısı Yusuf’a aşık olup ilgisine karşılıkgöstermeyince iftira ederek onu hapse attırır. Yusuf, hapiste iken,Firavun’un gördüğü bir rüyayı tabir ederek hapisten kurtulur. VeFiravun’un yanında önemli bir mevkiye yükselir. Daha sonra Filistin’debulunan babası Yakub ve kardeşlerini Mısır’a getirtir. İsrail oğulları,böylece Mısır’a yerleşmiş olurlar. Mısır’da önceleri rahat bir hayatgeçirmekte olan Yahudiler, zamanla büyük sıkıntılara köleliğe düşerler.Onları bu sıkıntılardan kurtarıp “Arz-ı Mev’ud”a (vaad olunmuş toprakFilistin) döndüren Moşe (Hz. Musa) olur. (M.Ö. 1250) Musa, Firavun’un ordusunu Kızıldeniz’de boğulup onları takip etmemesisonucu Yahudileri Sina’ya getirir. Burada, Sina Dağında Hz. Musa’yaTevrat ve On Emir verilir.Yahudiler Sina Çölünde kırk yıl dolaşırlar.Musa’dan sonra Yeşu, onları Filistin’e, götürür. Filistin’de Hakimlerve Krallar devrinden sonra Kral David (Hz. Davud 1013-973) Kudüs’ü alırve Yahudilerin en parlak devresini başlatır. Oğlu Kral Şelomo (Hz.Süleyman M.Ö. 973-933), babası tarafından hazırlatılan yere kutsalMa’bed’i yaptırır. O zamana kadar bir çadırda muhafaza edilen ve içindeOn Emir tabletleri bulunan kutsan Ahit Sandığı Ma’bed’in bir odasınakonulur. Hz. Süleyman’ın ölümünden sonra krallık güneyde Yuda (Yahuda), kuzeydeİsrail olmak üzere ikiye ayrılır. On kabile, İsrail’e; ikisi de YudaKrallığına tabi olur. Önce İsrail Krallığı, Asurlular tarafından M.Ö.721’de; sonrada; Yuda Krallığı, Babilliler tarafından M.Ö. 586’dayıkılır. Ma’bed tahrip edilir ve Yahudiler Babil’e sürgün edilir.Sürgünde Yahudi halkı Ezra’nın etrafında birleşir ve M.Ö. 538’ deKudüs’e döner. Ma’bed M.Ö. 520’den sonra yeniden onarılır. Yahudi kutsal kitabı önceki peygamberler kadar, sonraki küçükpeygamberlere de yer verir. Babil sürgünü devresinde İşaya, Yermiya(Yeremya) gibi peygamberler gelmiştir. İlya-Mesih’ten önceki peygamber,Malaki’dir. Yahudi tarihinde Kudüs, İskender’den sonra Agid’ler, Selefki’lerineline geçti. Ma’bed M.Ö. 168’de yağma edildi. Makkabiler, yenidenhakimiyeti sağladılarsa da M.Ö. 63’de başlayan Roma esareti devresi,M.S. 70’de Romalı kumandan Titus’un Kudüs’ü ve bu arada Ma’bed’i deyakıp yıkmasıyla sonuçlandı. Yahudiler, dünyanın her tarafınadağıldılar. Ma’bed’den arta kalan Batı Duvarı (Ağlama Duvarı)yüzyıllarca onlarda milli ve dini şuuru ayakta tutmuştur. Mesihinancının verdiği ümit onlarda bu şuurun devamlı varlığını sürdürmesinisağlamıştır.
c. Kur’an-ı Kerim’e Göre Yahudilik Kur’an-ı Kerim’de Yahudilerden bahsedilen ayetlerin sayısı oldukçafazladır. Onlardan “Beni İsrail”, “Yahud” gibi deyimlerle bahsedilenayetler bulunduğu gibi bir kısmında bazı peygamberler konu edilirken(mesela Hz. Yakup gibi), Yahudiler hakkında da bilgi verilir. Ayrıca,“Ehl-i Kitap” deyiminin genel çerçevesine onlarda girer. Kur’an-ı Kerim’de Yahudiler ile ilgili olarak verilen bilgiler şöyle tasnif edilebilir: 1. Allah tarafından Yahudilere bahşedilen nimetler. 2. Uymaları gereken dini hükümler. 3. Kendilerine peygamberler tarafından getirilen hükümleri ve tebligatı değiştirmeleri, doğru yoldan sapmaları. 4. Allah’a karşı ahitlerini bozmaları verdikleri sözden dönmeleri ve bunu adet edinmeleri. 5. Yahudilerin yaptıkları işlerin kötülüğünden dolayı, zillet ve meskenete uğramaları. 6. Yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışmaları. 7. Bazı peygamberlere ve salih kimselere iftira etmeleri veya onları öldürmeleri. 8. Basit çıkarları uğruna hakikatlara yüz çevirmeleri. 9. Allah’ın Yahudilere tavsiyeleri. Kur’an-ı Kerim’de, Yahudilerin tarihçesiyle ilgili olarak, Hz. Musa’ya(A.S.) kadar ki devre hakkında yer alan bilgiler şu şekildeözetlenebilir: Hz. İbrahim (A.S.), yüce Allah’ın seçkin kıldığı peygamberlerdenbiridir. O, ne Yahudi, ne de Hristiyandır. O, müşriklerden de değildir.Allah’ı bir tanıyan gerçek Müslümanlardandır. Yüce Allah, onu dostedinmiştir. O, çok içli, yumuşak huylu, misafirperver ve kendiniAllah’a adamış, dosdoğru bir kimsedir. O, vazifesini tam yapan vekendisine suhuf verilen bir peygamberdir. Hz. İbrahim’e göklerin ve yerin sırları, yakini bilgi bahşedilmiştir.Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle denilir: “Biz, İbrahim’e, yakınenbilenlerden olması için göklerin ve yerin melekütunu şöylecegösteriyorduk.” Hz. İbrahim; Allah’tan gayrı putlara, yıldızlara, Ay veGüneş’e tapınan babası Azer ile kavmine karşı görmeyen, işitmeyen,konuşmayan, hakkını savunamayan, bir fayda veya zarar, rızk vermeyen;batan zeval bulan şeylere, Şeytan’a tapınılmayacağını anlatmayaçalışır. Kendisinin Yüce Allah’a tapındığını, ona hiçbir şeyi ortakkoşmadığını, onları ve yonttuklarını onun yarattığını, dolayısıyla onaibadet, şükür etmeleri gerektiğini, çünkü ona döneceklerini bildirir. Onlar, hatta babası bu davete uymadılar. Ona babalarını da böylebulduklarını söylediler. Hz. İbrahim, düşmanının putlar, dostunun daAlemlerin Rabbı olduğunu belirterek şöyle dedi: “Beni yediren de,içiren de odur. Hasta olduğumda bana o şifa verir. Beni öldürecek,sonrada diriltecek odur. Ahiret Gününde, yanılmalarımı banabağışlamasını umduğum odur.” Hz. İbrahim (A.S.) vazifesini yapmış,tebliğ de bulunmuştur. Onu ateşe atarlar, fakat Yüce Allah onu ateştenkurtarır. Kur’an-ı Kerim, Hz. İbrahim’le ilgili olarak verdiği kıssalardainsanlara, Allah ve Ahiret inancı konusunda yol göstermekte, ibretvermekte ve onları düşünmeye devam etmektedir. Yüce Allah, Hz. İbrahim’i (A.S.) ve onun soyundan gelenleri peygamberkıldı. Onlara iyi işler işlemelerini, namaz kılmalarını, zekatvermelerini emretti. Hz. İbrahim, Allah’tan (C.C.) iyilerden olacak birçocuk istedi. Allah’ta ona ihtiyarlığında İsmail ve İshak’ı verdi. İsmail çocuk iken babası, rüyasında onu kurban ettiğini gördü ve bunuona açtı. İsmail, babasına emrolunan şeyi yerine getirmesini, kendisinisabredenlerden bulacağını söyledi. Böylece Hz. İbrahim (A.S.) oğlunukurban etmek için yanı üzere yatırdı. Yüce Allah, rüyasındaki emrebağlılıkları dolayısıyla, bir kurbanlık gönderdi, Hz. İsmail (A.S.)doğru, uysal,sabırlı, sözünde sağdık bir kimse olarak Cebrail aracılığıile kendisine vahyedilen Allah’ın, bir peygamberidir; çevresine zekatı,namazı, emretmiştir. Hz. İshak’da doğru, salih, mübarek kılınmış, hidayete erdirilmiş,ahiret yurdunu düşünen, gönülden Allah’a bağlı bir peygamber indi. Hz.İshak (A.S.) annesi çok yaşlı iken Allah’ın bir lütfu olarakbahşedilmiş ve annesi bu olaya çok sevinmiştir. Hz. İshak’da Hz.İbrahim ve Hz. İsmail gibi, kendisine vahyolunan peygamberlerdenolmuştur. Hz. Yakub (A.S.), Hz. İshak’ın ardından müjdelenen kendisine vahiyindiren peygamberlerden, dinde kuvvetli, halis, salih, sabırlı,hidayete erdirilmiş bir kimse idi. Hz. Yakub’un en sevgili oğlu Hz.Yusuf; ihlaslı, ilim ve hikmet sahibi, güzel bir yaratılışa sahip, rüyatabirini bilen, kendisine, vahiy gelen peygamberlerdendi. Hz. Yusuf (A.S.) çocukluğunda bir gün babasına “Rüyamda on bir yıldız,Güneş ve Ay’ın bana secde ettiklerini gördüm” dedi. Bu rüyayı dinleyenbabası, ona bunu kardeşlerine anlatmamasını tembih etti. Ayrıca Hz.Yakub, Ona Allah (C.C.) tarafından seçildiğini, kendisine rüya tabiriöğretileceğini, daha öncekilere olduğu gibi, Allah’ın hem ona, hemYakub ailesine nimetini tamamlayacağını söyledi. Kardeşleri, rüyasındagördüğü gibi, Hz. Yusuf’u kıskandılar. Onu ortadan kaldırmayıplanladılar. Babalarını ikna ederek onu yanlarında götürüp kuyuyaattılar. Yusuf’u bir kurdun yediğini söyleyip onun kanlı gömleğinibabalarına gösterdiler. Bir yolcu kafilesi, Yusuf’u kuyudan çıkarıpberaberlerinde Mısır’a götürerek bir vezire sattı. Vezirin karısı,Yusuf’un kendisine sahip olmasını istedi. Yusuf reddedince, kadın onaiftira etti. Bundan dolayı Yusuf zindana atıldı. Zindan da rüya tabiretti. Mısır meliki, bir rüya gördü. Bu rüyayı kimse tabir edemedi.Yusuf’la beraber hapishanede kalmış iki arkadaşı, onu melike tavsiyeettiler. Melikin rüyasını yorumlayan Yusuf, saraya alındı. Mısırhazinesine memur yapıldı. Bir müddet sonra, zahire almak için Mısır’agelen kardeşleri onun huzuruna çıktılar. Yusuf, kardeşlerini tanıdı.Bir vesile ile ailesini Mısır’a getirtti. İsrail oğulları böyleceMısır’a yerleştiler. Hz. Yusuf zamanında Mısır’a yerleşmiş olan İsrailoğulları, daha sonra, Firavun’un zulmüne uğrayarak uzun bir esarethayatı yaşamaya başladılar. Onları bu sıkıntıdan Hz. Musa kurtardı. 2. Hz. Musa ve On Emir a.Tevrat’a göre Hz. Musa Yusuf’un ölümünsen sonra Yahudiler Mısır’da çoğalmaya başladı. YeniFiravun Yusuf’un yaptığı hizmetleri unuttu ve Yahudilerinçoğalmalarından endişelendi. O, ileride ülkelerine yönelecek birtecavüzde onların düşmanla birlikte olması korkusuyla, onlara eziyetetmeye başladı. Bu arada onların çoğalmalarını önlemek için, her doğanerkek çocuğun öldürülmesini emretti. Musa öyle bir devrede dünyayageldi. Annesi onu ancak üç ay kadar saklayabildi. Sonra onu ziftlesıvanmış bir sepete koyup ıramağa attı. Nil kıyısındaki sazlıklarabıraktığı sepetin akıbetini, kız kardeşi Meryem takip ediyordu. Nil’deyıkanan Firavun’un kızı, onu ırmakta buldu. Bir İbrani çocuğu olduğunuanlayıp ona acıdı. Meryem, gelip çocuğu emzirmek için bir İbrani kadınıçağırabileceğini söyledi. Firavun’un kızı bunu kabul edince gidipçocuğun öz annesini getirtti. Çocuk ona teslim edildi ve çocuğasulardan çekilmiş anlamına gelen “Moşe” (Musa) adı verildi. Musa,gençlik yıllarında Yahudilerin yanına gider, onların şikayetlerinidinlerdi. Yine bir gidişinde, Mısırlılardan birinin bir Yahudi’yidövdüğünü gördü. Yahudi’yi koruyarak Mısırlıyı öldürdü. Olayınduyulması üzerine Musa Midyan’a kaçtı. Orada Midyan kahininin kızı ileevlendi. Kahininin sürüsünü otlatırken, Tanrı’nın meleği, Horeb’de birçalı ortasında ateş alevinde, ona göründü. Yanan çalının ateşi birtürlü bitmek bilmiyordu. Bunu merak edip geri dönen Musa’yı çalınınortasından Allah çağırıp şöyle dedi: “...Ben, babamınAllah’ı,İbrahim’in Allah’ı, İshak’ın Allah’ı ve Yakub’un Allah’ıyım.”Ve Musa yüzünü örttü; çünkü Allah’a bakmaya korkuyordu ve Rab dedi:“Gerçekten Mısır’da olan kavminin sıkıntısını gördüm... Onlarınferyadını işittim, çünkü onların acılarını bilirim... Ve şimdi gel vebenim kavmimi, İsrail oğullarını Mısır’dan çıkarmak için seni Firavun’agöndereyim.” Böylece Musa, Yahudileri Mısır’dan çıkarmak üzere görevlendirilmişoldu. Kardeşi Harun’da ona yardımcı verildi. Bu görevi yerine getirmeküzere Musa, Mısır’a geri döndü. O, İsrail oğullarını Mısır’dan çıkarıpKen’an diyarına götürmek istediğini, bunun Allah’ın emri olduğunusöyleyince Firavun, “Allah kimdir ki ben ona itaat edeyim.” Diyerekonları saraydan kovdu. İkisi arasında mücadele başladı. İş, mucizegöstermeye kadar vardı. Firavun, bütün sihirbazlarını topladı. Onlar dabütün hünerlerini ortaya koydular. Musa’nın asası kocaman bir yılanolup onların bütün sihirlerini yuttu. Bütün bunlara rağmen Firavun,İsrail oğullarının Mısır’dan çıkmalarına izin vermedi. Bunun üzerineRab Yahve, Mısırlılara bela vereceğini, insandan hayvana kadar bütünilk doğanları öldüreceğini bildirdi. Allah, Musa vasıtasıyla Mısırtopraklarına on felaket verdi. Firavun, bu işlerin vuku bulduğunugörünce, İsrail oğullarının Mısır’dan çıkmalarına izin verdi. İsrail oğulları, Kızıldeniz’e doğru yola çıktılar. Ancak Firavunverdiği karadan pişman olarak onların arkasına düştü. Kızıldeniz’egelince elini denize uzattı, sular yarıldı, İsrail oğulları geçti,sonra Musa tekrar elini uzattı, sular eski haline döndü. Ve Firavun ileordusu boğuldu. Kızıldeniz’den geçtikten sonra, Mağara’da acı suyu içemeyen İsrailoğulları için Allah, Musa’ya suya bir dal parçası atmalarını bildirdi;su tatlılaştı. Çölde yiyecekleri bitince İsrail oğulları Musa veHarun’a söylenmeye başladılar. Allah göklerden ekmek yağdıracağınıbildirdi. Musa’da onlara akşam üstü et (bıldırcın eti), sabahleyin de ekmekledoyacaklarını söyledi. Gökten beyaz kırağı tanecikleri şeklinde “man”diye adlandırdıkları ilahi gıda yağdı (ballı yufka gibi bir şey). Kırksene man yediler. Sonraları su sıkıntısı çektiler ve Allah’ayalvardılar. Allah Musa’ya elindeki asası ile bir kayaya vurmasınıemretti. O da bir kayaya vurdu, ondan su fışkırdı. İsrail oğulları, Mısır’dan çıkışlarının üçüncü ayında Sina Çölü’negeldiler. Orada Allah, Sina Dağı’ndan Musa’yı çağırarak, onlara verdiğinimetlere karşılık İsrail oğullarının iyi bir kavim olma sözünü almaküzere, onu görevlendirdi. Musa emri yerine getirdi, Sözü aldı ve Rabbebildirdi. Üçüncü gün Tanrı, Sina Dağı’nın üzerine, dağın tepesine ateşiçinde indi ve Musa’yı yanına çağırdı ve ona on emir verdi. Musa, İsrail oğullarını çetin ve uzun bir mücadele devresinden sonravaad edilen topraklara yaklaştırdı ve yüz yirmi yaşında iken öldü. b. On Emir Hz. Musa’ya Sina Dağı’nda vahyedilen on emir, Tevrat’ın iki ayrı bölümünde geçer. Bu On Emir şöyle sıralanır: 1. Seni Mısır diyarından esirlik evinden çıkaran Allah benim. 2. Benden başka Tanrın olmayacak. Boşlukta, yerin üstünde veya altında,denizlerin derinliklerinde mevcut olan varlıkların resimleriniyapmayacak, onlara hiç bit surette tapmayacaksın. 3. Allah’ın ismini boş yere ağzına almayacaksın. 4. Cumartesi (sebt) gününü daima hatırlayıp onu kutsal kılacaksın.Haftanın altı gününde çalışacak yedincisinde istirahat edeceksin.Cumartesi günü, Allah’ına tahsis edilmiş umumi dinlenme günüdür o günne sen ne de oğlun, ne de kızın, ne de uşağın, ne de hayvanın, kısacahiçbiriniz çalışmayacaktır. 5. Anne ve babana hürmet edeceksin. 6. Öldürmeyeceksin. 7. Zina yapmayacaksın. 8. Çalmayacaksın. 9. Yalan şehadette bulunmayacaksın. 10. Hiç kimsenin evine, barkına, karısına, hizmetçisine, öküzüne, eşeğine velhasıl sana ait olmayan bir şeye göz dikmeyeceksin. Bu On Emir, Yahudilerin temel prensiplerini içinde bulundurur. Hz.Musa, Sina Dağı’ndan indiğinde iki taş tablet (levha) üzerinde yazılıolarak bu emirleri getirmiştir. c. Kur’an’a göre Hz. Musa Hz. Musa, Yüce Allah’ın İsrail oğullarına gönderdiği, kendisine kitap verilen büyük peygamberlerden biridir. İsrail oğulları Mısır’da çoğalıp varlık sahibi olunca, Firavun, bunuönlemek için, mallarını ellerinden aldı, onları esir yaptı ve yenidoğan erkek çocuklarının öldürülmesini emretti. Musa doğunca annesi onubir müddet sakladı. Daha fazla saklayamayacağını anlayınca Allah’ınilhamı üzerine onu bir sandık içinde suya bıraktı. Firavun’un adamlarıonu buldu; karısının isteği üzerine çocuk öldürülmedi. Musa’nın annesiona süt annesi oldu. Musa büyüyüp ergenlik çağına ulaşınca, ona Allahtarafından hikmet ve ilim verildi. Hz. Musa, halkın haberi olmadan bir gün şehre indi. Biri kendinisoyundan, diğeri de düşman iki adamı dövüşür buldu. Kendi soyundan olanadam ondan yardım isteyince onun yardımına koştu ve onun düşmanına biryumruk attı. Adam öldü. Mazlumu korurken olsa da, bu durum onu üzdü veAllah’tan af diledi. Olay duyuldu. Hakkında öldürme kararı alındığıhaberini öğrenen Hz. Musa orayı terk etti. Medyen’e gitti. Oradaevlendi. Kayınpederi ile kararlaştırdıkları süreyi tamamlayıncaailesiyle birlikte yola çıktı. Sina Dağı’na yöneldiğinde karanlık birgecede yolunu şaşırdı. Bu arada bir ışık gördü. Isınmak ve yolunubulmak için ateşin bulunduğu tarafa gidince “Ben, şüphesiz seninRabbinim; ayağındakini çıkar çünkü sen, kutsal bir vadi olanTuva’dasın” diyen bir hitapla karşılaştı. Orada ayrıca kendisineAllah’tan başka Tanrı olmadığı, ona ibadet etmesi, dosdoğru namazkılması bildirildi. Asası ile ilgili mucize verildi ve Firavun’agitmesi emredildi. Kardeşi Harun’da ona yardımcı kılındı. Hz. Musa ve Hz. Harun Allah’ın emrini Firavun’a tebliğ ettiler veİsrail oğullarının serbest bırakılmasını istediler. Firavun, teklifikabul etmediği gibi, Hz. Musa’nın peygamberliğini tuhaf karşıladı.Firavun, Hz. Musa ile Allah’ın “Alemlerin Rabbı” olması konusunutartıştı. Firavun, Hz. Musa’dan peygamberliği ile ilgili mucize göstermesiniistedi. Hz. Musa asasını yere bıraktı, oda bir ejderha oluverdi. Bununüzerine Hz. Musa, Firavun ve adamlarını ülkesinden çıkarmak isteyen birbüyücü olarak suçlandı. Firavun’un bütün büyücüleri, hünerlerinigöstermek üzere toplandı. Hz. Musa’nın asası, onların hünerlerinisergiledikleri ip ve değnekleri yutuverdi. Bu durum karşısında bütünbüyücüler, hep beraber secdeye kapanıp “Alemlerin Rabbına, Musa veHarun’un Rabbına iman ettik.” dediler. Firavun hepsinin ellerini veayaklarını çaprazlama kesmekle tehdit etti; fakat hiç biri kararındanvazgeçmedi. Firavun, Hz. Musa’yı Mısırlıların dinini değiştireceği endişesiyleöldürmek istedi; fakat ailesinden iman eden biri bunu engelledi.Sonunda Hz. Musa’ya kavmini gece yola çıkarma emri geldi. Bunun üzerineHz. Musa kavmini Mısır’dan çıkardı. Firavun ve adamları, onları takibebaşladı. Hz. Musa’nın beraberindekiler yakalanma korkusuna kapıldı.Yüce Allah, ona asasını denize vurmasını emretti. Hz. Musa asasınıdenize vurunca deniz ikiye ayrıldı. Hz. Musa ve adamları karşıya geçti.Onları takip eden Firavun ve beraberindekiler boğuldu. Hz. Musa veİsrail oğulları Firavun’un zulmünden kurtulup yollarına devam etti.İsrail oğulları, putlara tapan bir kavim görünce Hz. Musa’dankendilerine öyle tanrılar yapmasını istediler. Hz. Musa onlara “Sizialemlere üstün kılmış olan Allah’tan başka bir Tanrı mı arayacağım?”dedi. Onlara Firavun’un zulmünü ve Allah’ın onlara yardımınıhatırlattı. Sina’ya vardıklarında yiyecek içecek sıkıntıları oldu.Allah, onlara su, kudret helvası ve bıldırcın ihsan etti. Hz. Musa’ya Yüce Allah Tur-ı Sina’ya çıkmasını, orada otuz gün oruçluolarak ibadet etmesini emretti. Hz. Musa bu süreyi tamamlayınca, ona ongün daha oruç tutması ve ibadetlerini tamamlaması emredildi. Hz. Musa,bütün bunlardan sonra, Allah’ın cemalini görmek istedi. Yüce Allah’tabunun imkansız olduğunu; dağa bakmasını tecelli ettiğinde dağdayanabilirse onun da kendisini görebileceğini bildirdi. Hz. Musa, dağabaktığında Cenab-ı Hakk’ın tecellisi sonucu, onun yerle bir olduğunugördü, düşüp bayıldı. Kendine geldiğinde, tövbe etti. Yüce Allah, onauymaları gereken bütün kuralları ihtiva eden levhaları verdi. Kavminebu levhaları getirdiğinde, onların bir altın buzağıya taptıklarınıgördü. Daha önce verdikleri sözden döndükleri için onlara kızdı.Kavminden tövbe etmelerini istedi. Onlar da tövbe ettiler. Yüce Allah,tövbelerini kabul etti. Hz. Musa,getirdiği levhalardaki hükümleri kavmine tebliğ etti ve onlarııslaha davet etti. Ancak onlardan şiddetli bit itiraz gördü. O zamanYüce Allah Tur-ı Sina’yı onların başına indirmekle tehdit etti;onlardan namaz kılacaklarına, zekat vereceklerine, peygamberlereuyacaklarına dair söz aldı. Ancak İsrail oğulları sıkıntıda iken sözverip sıkıntı biter bitmez sözlerini unuttular ve bunu da alışkanlıkhaline getirdiler. Filistin göründüğünde Hz. Musa vaad edilen topraklara dönebilmek içinorada bulunanlarla mücadele etmeleri gerektiğini İsrail oğullarınasöyledi. Ancak onlar, Hz. Harun hariç onu tek başına bıraktılar. Bununüzerine Hz. Musa, Rabbine dua edip, kendisiyle fasıkların arasınıayırmasını istedi. Allah da “muhakkak orası kendilerine kırk yıl haramedilmiştir. Onlar (oldukları) yerde sersem sersem dolaşacaklardı. Artıko fasıklar guruhuna karşı tasalanma” buyurdu. Bundan sonra İsrail oğulları, çöllerde yollarını kaybettiler. Bir kısmıhelak oldu. Bir kısmı da yıllarca çölde dolaştı. Allah’a karşıgelmeleri, onun ayetlerini inkar etmeleri, haksız yere peygamberleriöldürmeleri, onlara uymamaları ve taşkınlık yapmaları yüzünden, İsrailoğulları gazaba uğradı.
|