|
DeSSaS
Ziyaretçi
|
 |
« : Ağustos 30, 2008, 10:32:00 ÖÖ » |
|
Selahaddin Eyyübi
Yemen’den Diyarbakır’a kadargeniş bir bölgede hüküm süren(1) Eyyubîler Devleti’nin kurucusu olanSelahaddin Eyyubî melez bir aileden gelir. Şöyle ki: Eski ceddiBasra’dan Azerbaycan bölgesine nakledilen Yemen Araplarındandır. OradaHezbahiyye Kürtleriyle karışmışlar, bu vesile ile de kendilerini bukabileden kabul etmişler. Daha sonra Eyyubî ailesi Türklerle karışarakTürkleşmiştir.(2)
Bütün bu ve buna benzeryorumlar Selahaddin Eyyubî’nin meziyetini, şahsiyetini ve mensubiyetiniortaya koymak içindir. Yoksa o zaman var olan devletlerin başındabulunan insanların şu veya bu ırktan olmaları bir şeyi değiştirmez.Çünkü hepsinin ortak adı “İslam Devleti” üst kimliği ilebelirtilmektedir. Çünkü Abbasiler de dahil, sonraki tüm değişik adlarlaanılan devletler hiçbir zaman tek bir ırktan müteşekkil olmamıştır.
Bu yorumu yapmam, bazıtarihçilerin ve yazarların Selahaddin Eyyubî’yi bir ırka mal etmek içinçaba sarf etmelerinden kaynaklanıyor.
Selahaddin Eyyubî, müstakilbir devlet kurmak için gayret sarf etmemiş, sadece Nureddin Zengi’ninölümünden sonra mevcut devletin dağılıp parçalanmasını önlemek içingayret etmiştir. Şu gerçeği ifade etmek gerekirki, Nureddin Zengi ile Selahaddin Eyyubî’nin tarihi rollerinibirbirinden ayırmak mümkün değil. Kendi halinde mütevazı bir insan ikenNureddin Zengi tarafından -kısmen de- zorla Mısır’a gönderilenSelahaddin Eyyubî, orada ortaya koyduğu başarılı icraatlarıyladikkatleri üstüne çekti.
Özellikle Mısır’ın idaresieline geçtikten sonra, dünya onun gözünde bir hiç oldu. Şükür ve hamdetme aşkı gönlünde dalgalandı. Daha önce yaptığı kötülükleri terkettiği gibi aynı zamanda tevbe etti.
Len Paul: “Artık Selahaddinkendi şahsı ile ilgili olan şeylerde bir düzenlemeye girdi. Hayatprensiplerini sertleştirdi. O her zaman muttakî ve haramdan sakınanbiri idi, ama şimdi bunu daha da katılaştırdı. Dünya zevk ü sefasını,eğlenceleri ve rahat bir hayat yaşama arzularını tamamen terk etti.Kendi davranışlarına, hareketlerine daha katı kurallar koydu.Arkadaşlarına karşı iyi bir örnek oldu. Bütün çalışmalarını, güçlü birdevlet kurmaya yoğunlaştırdı. Nitekim bir yerde şöyle dedi: “Allah banaMısır’ı verince anladım ki, Filistin’i (Kudüs’ün fethini) de vermeyinasip etmiştir.
O zamandan itibarenSelahaddin’in amacı, ölünceye kadar İslam’a hizmet etmek, onu galipkılıp zafere eriştirmek oldu ve kafirlere karşı cihad etmeye sözverdi.”(3) demiştir.
Mücadelesi-Cihadı Sultan Selahaddin, cihadaaşıktı. Sultanın bu aşk derecesindeki halini ve heyecanını şu sözlerletasvir edebiliriz: “Cihad aşkı, onun damarlarında çağlıyordu vekalbini, kafasını kaplamıştı. Konuşmalarının konusu daima buydu. İştebu cihad uğruna o, çoluk çocuğundan, sülalesinden, yuvasından ve bütünmal ve mülkünden ayrılmaya razı olmuş ve bir rüzgarın söküp atacağı birçadırda yaşamaya katlanmıştı. Yemin edilebilir ki, cihad harekatıbaşladıktan sonra cihad ve mücahidlere yardım dışında hiçbir yere birkuruş harcamadı.
Cihad anında bir saftan birsafa atının üstünde koşturur, askerleri cihada özendirir, teşvikederdi. Ordunun arasında dolaşarak, “Yâ lel İslam - İslam’a yardımakoşun.” diye bağırırdı. Gözlerinden de yaşlar boşanırdı.”(4) Görgüsahiplerinin Sultanı tanıtımları böyle.
Bir defasında bir zâttandinlemiştim. Onun hakkında konuşurken, halkın onun gülmeyen tavrındanşikayetçi olur. Cuma imamı bunun üzerine hutbeden: “Eğer bir idarecitebaasına karşı güleryüzlü olmazsa onlardan bekleyeceği ilgi-saygısureta olur.” der. Bu durumun kendisini ilgilendirdiğini düşünerekcumadan sonra Hoca’ya: “Galiba beni kastettiniz.” der. “Evet” diyenHoca’ya: “Hocam Allah Rasulünün miraca çıktığı Mescid-i Aksaecnebilerin elinde tutsak iken, Hz. Ömer’in emaneti Kudüs esirken,benden nasıl gülmemi isteyebilirsiniz?” der ve ağlamaya başlar.
Nitekim bu duygu ve anlayışsonucu, Kudüs’ün fethini Allah, Selahaddin Eyyubî’ye nasipetti.Selahaddin Eyyubi, elinde kılıç, durmadan çarpışan insangörünümünde kabul edilmemeli. Onun aynı zamanda şehirlerin imarı veilim merkezlerinin oluşturulması konusundaki gayreti de takdireşayandır.
“Bir tek namazımı bilecemaatsiz kılmadım.” diyen Sultan, dini inançlarına bağlı, gecenamazlarına riayet ederdi. Hac yapmayı çok arzu etmesine rağmen buvazifesini yapmadığına çok üzülürdü. Kur’an dinlemeyi çok sever,okunurken hep ağlardı. İbadetlerine ve güzelamellerine ek olarak idarecilik yönünden de üstünlükleri, güzelmeziyetleri vardı. Adaleti, bağışlaması, yumuşak huyluluğu, cömertliği,mertlik ve asaletinin yanı sıra sabır, dürüstlük ve cesaretiyle deinsanların beğenisini kazanan iyi bir insandı.
Değerlendirme ve hakkında yazılanlar Bir davet üzerine gittiğiMısır’da hükümdar olan Selahaddin Eyyubî, bu makamını babasınadevretmek ister. Babasına:- “Şu anda Mısır’ın sultanlığı, Mısırmülkünün idaresi senindir. Biz senin hizmetinde olacağız.” Babası: - “Ey oğlum! Allahu Teâlâ,seni bu göreve ehil olduğu için seçmiştir, başka sebeple değil.”diyerek bu görevi oğluna bırakır. Öyle ki Sultan, ortaya çıkan bu durumkarşısında asla gururlanmaz. Hükümdar Nureddin Zengi’nin ve onun yerinegeçen oğlu Nureddin Mahmut’a bağlılığını ifade etmiştir. İstememesine rağmen yer yeriktidar mücadelesi yapmak durumunda kalan Selahaddin’in hükümdarlıkdönemini üç grupta toplayabiliriz.
Mısır dönemi: Savunma. Şam (Suriye) dönemi: Hazırlık. Filistin dönemi: Taarruz.
Bu üç dönemde de Sultan,Haçlıları Filistin ve civar beldelerden çıkarmayı hedefledi. Devletinikuvvetlendiren Sultan, artık gerekeni yapmalıydı ve yapmaya da başladı.Önce Hıttın savaşını kazandı. Bu zafer İslam dünyasının Selahaddin’egüvenini artırdı. Bundan dolayı şairler şiirleriyle, alimlervaazlarıyla Hükümdarı övmeye başladılar. Nitekim İmadeddin İsfehani:
“Hıttın’de onların hükümdarının şerefini yerle bir ettin; küfürlerini bütünüyle ortadan kaldırdın.” İbnu”Saatî ise: “Üstün gayretlerinin, büyük bir fethi süsledi; Bu zaferle mü’minlerin gözleri nurlandı.”
Kudüs’ün fethi esnasındamübarek beldede kan dökülmesin diye çok çaba sarf etti; kısmen debaşardı. Haçlılar, terk ederken de çok ciddi tahribat yaparak gittiler.Bunun üzerine 4. Haçlı seferi Alman İmparatoru I. Friedrich, FransaKralı II. Philippe ve İngiltere Kralı Arslan Yürekli Richard 100.000kişilik bir orduyla harekete geçtiler. Bu savaş Remle Sulhununyapılmasıyla neticelendi. Kendisine tevdi edilen görevilayıkıyla yerine getirmeye çalışan Sultan, mazlum müslümanların yüzünügüldürdü. Öyle ki bir şair, onun ölümünden sonra şöyle söylüyor:
“Bizim kendisine samimi bir şekilde itaat ettiğimiz, Allah’ın itaatkar kulu nerede? O kimse ki, faziletleriyle zamanı şereflendirdi. Üstün hasletleriyle, emsallerini geride bıraktı. Bütün ömrünü müdafaası uğrunda tükettiği İslam Dini mensuplarının hükümdarı oldu. Böyle olduğu halde, muhafızları ona niçin teslim ettiler. Kurtların dine üşüştüğü ve çobanlarının dini kurtlara teslim ettiği bir sırada, İslam’ı kurtaran ey ulu hükümdar! Alemlerin Rabbının rızası ve duası, Selahaddin Yusuf üzerine daim olsun.”(5)
Nitekim 27 Safer 589 tarihinde Şam’da vefat etti. Allah’a kulluğu şiar edinen, insana hizmeti ibadet sayan, cihadı hayatın iksiri kabul eden yöneticilik ne güzel.
Kaynaklar 1- Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, c. 14, s. 233, Çağ Yayınları, Heyet 2- Selahaddin Eyyubî ve Devlet, Doç. Dr. Ramazan Şeşen, s. 10, Çağ Yayınları 3- İslam Önderleri Tarihi, Ebu’l-Hasan en-Nedvi, Kayhan Yayınları, c. 1, s. 342-343 4- a.g.e., s. 343-344 5- Dini Siyasi Kültürel Sosyal İslam Tarihi, Prof. H. İbrahim Hasan, c.5, s. 139.
|