|
DeSSaS
Ziyaretçi
|
 |
« : Eylül 02, 2008, 08:59:34 ÖÖ » |
|
KEMAL ÜMMÎ Anadolu velîlerinden, şâir. İsmi İsmâil'dir. Kemâl Ümmîlakabıyla meşhur olmuştur. On beşinci asrın başlarında Niğde'de doğdu.Doğum ve vefât târihleri bilinmemektedir. KabriNiğde'de YeniceMahallesindedir. Şeyh Muhammed Bahaeddîn-i Erzincânî'ninhalîfelerindendir. Şeyh Cemâl-iHalvetî'nin akran ve dostlarındandır.Adına yazılan bir Menâkıbnâme'de; "Sâfî Sultan'dan el aldı dirler."şeklinde bir ifâdeye göre o zâttan da feyz aldığı anlaşılmaktadır.Anadolu'da meşhur ve çok sevilmesi yüzünden Karaman, Manisa, Mudurnu veNiğde mevlevîhânelerinde makamları vardır. Ömrünün çoğunu Niğde'degeçiren Kemâl Ümmî hazretleri, rivâyete göre Bolu civârında dabulunmuştur. Pekçok insanı irşâd etmiştir, onlara Allahü teâlânınemirlerini ve yasaklarını anlatıp, saâdete kavuşmalarına vesîleolmuştur. Kemâl Ümmî bilhassa şiirleriyle tanınan bir tasavvufşâiridir. Şiirlerinde muhtevâ bakımından Yûnus Emre'ye benzer. Dahaziyâde aruz vezniyle kasîde, gazel ve mesnevî gibi klasik nazımşekillerinde şiirleri vardır. Tekke şiirinde kendinden sonraki şâirlereörnek olmuştur. Şiirlerini aruz vezniyle yazmasına rağmen açık veanlaşılır bir dili vardır. Halkın anlayacağı şekilde hitâb etmiştir.Bilhassa yazdığı güzel ilâhîlerAnadolu sınırlarını aşarak Kırım, Kazan,Taşkent ve Özbek Türkleri arasında yayılmıştır. Şiirlerinde dünyânınfâniliğini Allahü teâlânın sevgisini, dünyâ nîmetleri ile güzel ahlâkve ibâdeti ve ibâdetlere teşviki işlemiştir. Dîvân'ında iki bin üç yüzbeyitten fazla şiiri vardır. Münâcaat, naat, kasîde, gazel, mesnevî veilâhîlerden meydana gelen dîvânının, İstanbul ve Anadolukütüphânelerinde pekçok nüshası bulunmaktadır. Bu dîvânından başka KırkArmağan adlı didaktik muhtevâlı bir eseri mevcuttur. Bir menkıbesişöyledir: Kemâl Ümmî hazretlerinin Sinan adında bir oğlu vardı.Bu oğluilim tahsîli yapmış, zâhirî ilimlerde çok yükselmişti. Ancak babasınınbüyük velî olduğunu bir türlü kabûl etmiyordu. Tasavvufta yükselmek,kemâle ermek istiyordu ve kendine rehberlik edecek yol gösterici birmürşid arıyordu.Kuvvetli bir ilim tahsîli yapmış olduğundan hepkitaplarla meşgûl olurdu. Nihâyet bir gün babasına; "Herkes seni sevipsayıyor. Eğer beni önceden yetiştirseydiniz, size itâat ederdim. Fakatzâhir ilimlerde bilginiz yok. Benimse çok müşkülüm var." dedi. Bununüzerine babası; "Oğlum sen de murâdına erersin. Benim sözümü dinle, buyolda gayret göster, Mekke'ye git, Kâbe'yi tavâf et. Safâ ve Mervearasında sa'y edip, Makâm-ı İbrâhim'e varınca, Allahü teâlâya yalvarıpduâ et. İki rekat namaz kıl. Selâm verip duâ ettikten sonra yanındaihtiyar bir zât görürsün. O zât senin gönlünün derdine çâre olur. Ogönül sırlarından haberdârdır. Nice sırları ondan öğrenirsin." dedi.Babasından böyle bir işâret alınca, Kâbe'ye gitmek üzere yola çıktı.Mekke'ye gitmek için bir gemiye bindi. Hava gâyet sâkin ve gemi yolcuile doluydu. Yolculukları sırasında hava değişip rüzgâr esmeye ve denizdalgaları coşmaya başladı. Sonunda gemi battı. Yolculardan kimiboğuldu, kimi kurtuldu. Kemâl Ümmî hazretlerinin oğluSinân ise boğulmaküzere olup dalgalar arasında çırpınıyordu. Bu sırada babası ânidengözüküp onu boğulmaktan kurtardı ve gözden kayboldu. Boğulmaktankurtulduğu için Allahü teâlâya şükretti. Kurtulan diğer yolcularlabirlikte karadan yürüyerek yola devâm ettiler. Ancak hallerinin neolacağını bilmeden yolculukları sıkıntılı geçiyordu. Bir müddetgittikten sonra çölde eşkıyâ yollarını kesip hepsini esir aldı. Sinanbu sefer de tuzağa düşmüş bir yabancı kuş gibi esir oldu. Allahüteâlâya tevekkül edip sabırla beklemeye başladı. Onu bir zindanakapattılar. Geceleri gözüne uyku girmiyordu. Çok halsiz ve zayıfdüşmüş, ağlamaktan gözleri kan çanağına dönmüştü. Ayrıca çok da işkencegörüyordu. Bu ızdırap ve zindandan kurtulmak için hiçbir çâreninolmadığını anladı. O zaman Allahü teâlâya duâ edip, şöyle dedi: "YâRabbî! Bana lutfeyle, çok günâhkârım. Senin velî kullarından olanbabama değer vermez ve inanmazdım. İnadım sebebiyle içinde bulunduğumbu sıkıntıya düştüm. Babama hiç teslim olmazdım. Onun sözlerini hiçtutmazdım. Kimsenin sözünü beğenmez ve yüzünü görmek istemezdim. Babamahiç baş eğmezdim. Yâ Rabbî! Benim çektiğim hep bu yaptıklarımdandır.Bana ihsân eyle kurtar beni. Şimdi kabahatimi anladım." diyerekgece-gündüz ağlardı. Günlerce böyle çâresiz gam ve dert çekipkurtulacağı günü bekledi. Bir gün ellerini ve ayaklarını da bağladılarve; "Şimdi senin gözlerine de mil çekip seni kör edeceğiz, artıkdünyâyı görmez olursun ve bir yere gidemeyip, buralarda kalırsın."dediler. Bu sözleri işitince, çâresizlik ve dehşet içinde çok ağladı.Artık tam çâresizlik içine düşüp gözlerini de kaybetme korkusuiçindeyken birdenbire babası Kemâl Ümmî hazretleri karşısına çıkıverdi.Elini uzatıp; "Gözünü yum beri gel. Allahü teâlânın kudretini göresin.Hep âh edip inlersin." dedi. Sonra onu anlamadığı bir şekilde tutupKâbe'ye bıraktı. Gözlerini açtığında Kâbe'nin yanında idi. Bu hallereçok şaşırıp, günahlarına ve kabâhatlerine pek ziyâde pişman oldu. Tambir ihlâs ile cânu gönülden Kâbe'yi tavâf etti. Sonra Makâm-ı İbrâhim'egeçip iki rekat namaz kıldı. Bu hâlini kendisi şöyle anlatmıştır:Makâm-ı İbrâhim'de iki rekat namaz kıldım. Selâm verdikten sonra; "YâRabbî bu yolda nice sıkıntılar çektim. Şimdi beni murâdıma erdir." diyeduâ edip ellerimi yüzüme sürdüm. Bu sırada yanımda oturan yüzü örtülübir ihtiyâr gördüm. Elini öptüm ve; "Efendim şimdi sizden ricâm, benimurâdıma kavuşturmak için himmet eylemenizdir. Derdime bir çâre ihsânedin." dedim. Bana; "Evliyâya karşı inadı terkeyle, onlara îtimâtgöster. Görünüşlerine bakma! Onların bâtınlarına iç alemlerine bak.Neden gördüğünü ilimden habersiz zannedersin. Zâhir ilimle Allahüteâlâya kavuşmayı mı murâd edersin! Zâhir ilmi olmayanı Hak'tan uzak mısanırsın? Gerçi ilim kişiye faydalıdır. Fakat bu ilimle ameledilmeyince, faydası olmaz. Dünyaya düşkün olmayan, haramlardan sakınanmevlasına kavuşur. Eğer bu sözleri anlayıp idrak ettiysen, mürşidineyol göstericine teslim olman gerekir." buyurdu ve bir hayli nasîhatetti. Sinan Efendi bu nasîhatları dikkatle dinleyip çok göz yaşı döktü.Kendisine nasîhat eden zât yüzündeki örtüyü kaldırıp ona yüzünügösterdi. Baktığında onun babası olduğunu gördü. "Derdime yine babamçâre oldu." diyerek elini öpüp ayaklarına kapandı. Artık babasınınbüyük bir velî olduğunu açıkça görüp anladı. Ona teslim oldu ve duâsınıaldı. Kâbe'deki hizmetçiler Sinan'ın yanına yaklaşıp; "Bu zât nedensana bu kadar yakın alâka gösterdi. Senin de ona karşı muhabbetinnedendir?" dediler. "Bu zât benim babamdır." deyince, hizmetçiler; "Buzât elli seneden beri beş vakit namazını Kâbe'de kılar. Biz onu hepburada görürüz." dediler. Kemâl Ümmî hazretlerinin oğlu Sinan, dahasonra babasının terbiyesinde tasavvufta yetişip mârifet sâhibifazîletli bir zât oldu. Bir defâsında da oğlu Sinan'a; "Oğul eğerihlâsın varsa, gel şu ayağımın üstüne bas. Göresin sen dahi vakitnicedir, demeyesin bu vakit gecedir." dedi. Oğlu ayağına basınca,ayağını oynattı. Oğlu Sinan'ın gözünden perde kalkıp arşı seyretmeyebaşladı. Melekleri semâyı doldurmuş namaz kılıyor halde gördü.Babasınınbu kerâmetini görünce, onun büyük bir veli olduğunu anlayıp ayaklarınakapandı. Ondan feyz alıp saâdete kavuştu. Kemal Ümmi hazretlerininşiirlerinden biri: Bakın iy cân ü dil gözün açanlar Beka mülki fenâilden seçenler Kanı şol dünyâya mağrûr olanlar Kanı şol menzile konupgöçenler Kanı şol illeri bizüm diyenler Kanı şol yerleri eküp biçenlerKanı şol kal'alar burçlar yapanlar Kanı anda durup yiyüp içenler Kanışol cem' olup tez dagılanlar Kanı şol şem' olup yanup tütenler Kanı şolişret idüp raks uranlar Kanı şol başlara saçu saçanlar Kanı şol başoluban kim sananlar Kamu halkın hakkın yiyüp içenler Kemâl Ümmî sen olHak'dan yana kaç Kaçan kurtulur ölümden kaçanlar Bu tuzakda tutulmazdane içün Safâ şevkiyle uçmağa kaçanlar BENİM DİLİM ŞEYH KERÎMÜDDÎN'İNDİLİDİR Yüksek hocaları tarafından icâzet ile şereflendirilipmemleketine gönderildikten sonra, tâliblere ilim ve feyz kaynağı olarakhizmet eden Kerîmüddîn insanlara çok faydalı olmaktaydı. Bir zamanİmâm-ı Rabbânî hazretlerinin yolu, Kerîmüddîn'in beldesine düştü. OradaKerîmüddîn'den feyz almakta, sohbetinde bulunmakta olanlardan bir grupkimse, hazret-i İmâm'ın huzûruna gelerek feyz ve bereketlerinden,kıymetli sohbetlerinden istifâde etmek istediklerini arz ettiler. O daKerîmüddîn'i çağırarak; "Bunları büyükler yoluna aldınız mı? Almadınızmı?" diye sordular. Kerîmüddîn; "Efendim, yüksek hazretinizden banaulaşanları bunlara ulaştırdım." diye arz edince, İmâm-ı Rabbânîhazretleri o kimselere dönerek; "Benim dilim, Şeyh Kerîmüddîn'indilidir. O ne söyledi ise ben söylemişim. Sohbetlerini bu dikkat veuyanıklık ile dinlerseniz aynı istifâdeye kavuşursunuz." buyurdu veüzerlerinde bulunan gömleği çıkararak Kerîmüddîn'e verdi. 1) TürkKlasikleri; c.3, s.39 2) Menâkıbnâme-i Kemâl Ümmî ; Ali Emirî (Millet)Kütüphânesi, Manzûm; No: 1323
|