|
DeSSaS
Ziyaretçi
|
 |
« : Ağustos 31, 2008, 11:38:17 ÖÖ » |
|
İnsanın ruhî ve mânevî olduğu kadar bedenî-tabii ih-tiyaçlarının damâkul ve dengeli bir şekilde karşılanma-sı gerektiği ilkesinibenimseyen İslâm dini, insanın cinselliğini de tabii bir vâkıa olarakele almış, ancak bu konuda, belli sınırlar ve mâkul ölçüler koyarak hemcinsî hayatı korumayı ve devam ettirmeyi, hem de insan-lık onuruna vedeğerine aykırı davranışları, sapma ve aşırılıkları önlemeyi hedefalmıştır. Diğer bir anlatım-la İslâm dini, diğer alanlarda olduğu gibibu konuda da akıl ile duygular arasında mutedil ve dengeli bir yolçizmiştir. Çünkü insan akıl, sezgi, düşünme ve karar verme, utanma,iffet gibi güzel haslet ve duygularla donatılmanın yanı sıra şehvet,yeme ve içme gibi bedenî ihtiyaçlara, birtakım zaaf ve temayüllere desahiptir. İnsanın diğer dünyevî lezzet ve menfaatlerde olduğu gibicinsellik konusunda da çoğu zaman bencillik ve aşırılığa kaçması,bedenin arzu ve duygularına kapılıp barbarca bir çekişmeye girmesikuvvetle muhtemel olduğundan, İs-lâm’da cinsel eğitim ve cinsîihtiyacın tatminiyle ilgi-li birçok düzenleyici ve emredici kurallarkonmuştur.
İslâm’ın iki aslî kaynağı olan Kur’an ve Sünnet’te cinsî hayatla ilgilibirçok ayrıntılı hüküm yer almakta-dır. Bunun için de özel hayatın birparçasını oluşturan cinsî hayatın dinin bu emir ve tavsiyeleridoğrultusunda düzenlenmesi, müslüman için ayrı bir önem taşır. İslâmakıl ve iradenin bedenî haz ve arzulara tâbi kılınmama-sını, insanınşehvetin esiri olmamasını ister. Buna kar-şılık cinsel hayattançekilme, hadımlaşma, Hıristiyan-lık’ta olduğu gibi din adamlarınınevlenmeyerek Tanrı’ya daha yakın olacağı iddiası İslâm’da hoşkarşılanmaz. Hz. Peygamber kendini gece gündüz ibadete vererek dünyevîhaz ve ihtiyaçlardan geri duran sahâbîleri eleştirerek bunun İslâm’ınönerdiği bir hayat tarzı olmadığını, be-denin, organların ve nefsin dekişi üzerinde hakları olduğunu, onların da haklarının verilmesigerektiğini belirterek itidalden, tabii ve fıtrî yoldan ayrılmamayıönermiş, hadımlaşmayı da yasaklamıştır (Buhârî, “Nikâh”, 7; Müsned, II,173; III, 82). Zaten evlenip iffeti koru-ma, cinsî arzularını meşrûölçüler içerisinde giderme, sağlıklı ve düzenli bir cinsellik dininemrettiği ve teşvik ettiği bir husus olduğundan geniş anlamda “iba-det”kavramına dahildir. Kur’an’da, “Sizler için kendileriyle sükûnete eriptatmin olacağınız eşler yaratıp da ara-nızda sevgi ve merhamet peydaetmesi, O’nun varlığının de-lillerindendir. Doğrusu bunda iyi düşünentoplumlar için ibretler vardır” (er-Rûm 30/21) buyurulur. İffetinikoru-yan, evlilik içi meşrû cinsel ilişki ile yetinen mümin-lerdenövgüyle söz edilir (el-Mü’minûn 23/5-6). Hz. Peygamber’in müslümanlarıevlenmeye teşvik etmesi, evlilik birliğini mümkün olduğu sürecekorumayı öğütlemesi, bu konuda velilere ve devlete birtakım görevleryüklemesi, bekârlığı kınayıp bekâr kalmayı âdet edinenlerin şiddet-leeleştirilmesi de aynı amaca yöneliktir. Çünkü diğer dinî vecîbeler dedengeli ve huzurlu bir aile hayatı içinde daha iyi ifa edilebilecektir.
Evlenmeden önce tarafların birbirini görüp beğenmesi, taraflar arasıdenkliğin gözetilmesi gibi tedbirler, eş-lerin vücut ve ağıztemizliğine dikkat etme, karşılıklı sevgi ve saygı gösterme, süslenmeve güzel koku sürünme, birbirlerini cinsel yönden de tatmin etme,cinsel haya-tın sırlarını koruma gibi karşılıklı hak ve ödevleri dedahil, cinsel hayatla ve aile hayatının mahremiyetiyle doğrudan veyadolaylı olarak ilgili birçok konuda gerek Hz. Peygamber’in sünnetindeve gerekse klasik dinî lite-ratürde yer alan bilgi ve tavsiyeler,müslümanların aile hayatı ve cinsel ilişki açısından da sağlıklı vehuzurlu bir hayata kavuşmasını, yanlışlık ve sapmalardan korun-masınıhedef alır. Eşler arası cinsel yetersizliğin ve hastalığın haklı birboşanma sebebi sayılmasının da böy-le bir anlamı vardır. İslâm’ın cinsîhayatla ilgili ola-rak koyduğu yasak ve sınırlamalar da bir yönüyle buga-yeye mâtuftur. Kadınlarla ay hali ve lohusalık döneminde cinsîilişkinin yasaklanması, eşler arası bile olsa anal ilişkinin livataolarak adlandırılıp yasaklanması da böyledir. İslâm’ın teşhirciliği,müstehcenliği, çıplak-lık ve hayasızlığı, karı koca olmayanlar içinşehvetle dokunma ve bakmayı, alkolü, kadın-erkek ilişkilerindeölçüsüzlüğü kınayıp yasaklaması, bunların önlenmesi için birtakımtavsiyelerde bulunması da aynı şekilde fıtratı ve tabii olanı koruma,mâkul ve dengeli bir cinsî hayatı yaşatma, sapıklık ve aşırılıklarıönleme çabası olarak değerlendirilebilir. Çünkü bu konularda insan,duygu ve bedenî arzularının yoğun baskısı altında olduğundan çoğu defaakıl ve iradesiyle hareket edemez. Aklın ve hür iradenin hâkim olmadığıalanda kişiye verilecek serbest-lik, onu başı boşluğa, sapıklığa veduygularının esiri olmaya götürecektir. İslâm böyle nazik bir konudadevre-ye girerek ferde akıl ve düşünce ile hareket etmesinde yardımcıolmakta, bedenî arzu ve ihtirası mâkul bir ze-minde tatmin etme yollarıgöstermektedir.
Son yüzyıllarda Batı dünyasında sloganlaşan cinsî serbestlik akımı,birçok sapıklığın, doğal olmayan iliş-kilerin, iğrenç zevklerinyayılmasına, önü alınamayan hastalıkların, ruhî bunalımların başgöstermesine yol açmış, hatta bundan bütün dünya ülkeleri zarar görmeyebaşlamıştır. Öte yandan ağırlaşan ekonomik şartlar, gay-ri meşrûilişkilere karşı toplumsal hassasiyetin kaybol-ması, fuhşun yaygınlaşıpkolaylaşması ve bencillik gibi farklı birçok âmil toplumda bekârlarınsayısını arttır-makta, böylece insanların cinsel ihtiyaç ve isteklerinigayri meşrû yoldan karşılayan, sömüren yeni yeni ticarî faaliyetalanları ve sektörler ortaya çıkmaktadır. Bu olumsuz gelişmelerdencinselliği ticarî kazanç konusu yapılan kadınlar başta olmak üzeretoplumun her kesimi, aile kurumu, yeni yetişen nesil ayrı ayrı zarargörmektedir. Toplumumuzda evlilik içi huzursuzluk ve tat-minsizliklerdede bu dış telkin ve yayınların önemli payı vardır. Denilebilir ki,cinsî duyguların sömürü, tahrik ve serbestisini konu edinen ve teşvikeden bunca yayın ve zararlı faaliyet, bu yayın ve faaliyetlerinetkisinde oluşan hayat tarzı ve çevre karşısında kalan insanımızı,bütün bunlara rağmen sapma ve ayak kaymala-rından koruyucu en büyükfaktör İslâm inancına bağlılığı ve dinî-ahlâkî değerlere olansaygısıdır. Batı toplumla-rında da dindar hıristiyan ve yahudi aileler,çevreden gelen olumsuz telkinlere karşı aynı direncigösterebilmektedirler. Çünkü akıl ve irade imanla, Allah’a kar-şıduyulan saygı ve sorumlulukla birleşince, bedenî arzu ve duygularıkolayca dizginleyebilmekte, kişi, insanlığı-na yakışır bir hayattarzını sürdürebilmekte, buna kar-şılık ferdî yetişkinliğin, dinîinancın ve sorumluluk duygusunun bulunmadığı durumlarda ise kişilernefisleri-ne, kötü telkin ve çağrılara kolayca teslim olmaktadırlar.
İffet ve namusun korunması, İslâm dininin cinsî haya-ta ilişkin geneldinî ve ahlâkî ilkesini teşkil ettiği gibi zinanın haram kılınışı,zinaya veya iffetin ihlâli-ne yol açabilecek durum ve davranışlarınyasaklanması da yine aynı ilkeyi korumaya yönelik önlemlerdir. Çünkübir değeri koruma, onu doğrudan veya dolaylı şekilde ihlâl edentehlikelere karşı önlem almakla mümkün olur. Bu sebeple dinin aslîkaynaklarında değişik şekillerde ifa-de edilen ve yukarıda yer yerdeğinilen zina yasağı ve cinsî hayatı koruma amacına yönelik olarakalınan çeşit-li önlemler ve getirilen kısıtlamalar, fıkıh kültüründehukukî ve ahlâkî, ferdî ve sosyal boyutlarıyla ayrıntılı biçimde elealınmış ve dinin gösterdiği hedeflere ulaş-mada fert ve toplumakılavuzluk edilmiştir.
a) Zina Yasağı
Evlilik dışı cinsel ilişki demek olan zina öteden beri insan aklının,ahlâk ve hukuk düzenlerinin, diğer semavî dinlerin yanlış, ayıp ve kötügördüğü bir fiil olup İslâm dininde de kesin olarak yasaklanmış,işlenmesi büyük gü-nahlar arasında sayılmış ve önlenebilmesi içinbirtakım tedbirler öngörülmüştür.
Kur’an’da namus ve iffeti koruma müslüman erkek ve kadınların en öndegelen vasıfları olarak sayılır (el-Mü’minûn 23/5; en-Nûr 24/30-31;el-Furkan 25/68; el-Ahzâb 33/35). Kur’an’da, “Zinaya yaklaşmayın, zirao bir haya-sızlıktır ve çok kötü bir yoldur” (el-İsrâ 17/32)buyurularak hem zinanın apaçık bir çirkinlik ve sapma olduğubelirtilmiş hem de zinanın yanı sıra kişiyi zinaya götü-recek yol veortamlar yasaklanmıştır. Çünkü zina, nese-bin karışmasına, ailenindağılmasına, hısımlık, komşu-luk, arkadaşlık gibi bağların çözülüptoplumun mânevî ve ahlâkî değerlerinin temelden sarsılmasına yol açanve insanı bedenî zevklerinin esiri yapıp aşağılayan çirkin birdavranıştır. Böylesi zararlı ve kötü davranışın sa-dece ahlâkî ve dinîmüeyyidelerle yasaklanması yeterli olmayacağından Kur’an’da zina edenerkek ve kadına bede-nî ceza (celde) uygulanması da emredilmiştir(en-Nûr 24/3). Hz. Peygamber’in tatbikatında ise bu konuda bir ayırımagidilerek, Kur’an’da zikredilen bedenî ceza evli olmayan kimselerinzinasına uygulanmış ve ayrıca bu kim-seler bulundukları bölge dışınabir yıllığına sürgün edilmiş, zina eden evli erkek veya kadının isetaşlana-rak öldürülmesi (recm) yönünde uygulamalar yapılmıştır (Buhârî,“Hudûd”, 30, 32; Ebû Dâvûd, “Hudûd”, 23-25; Şevkânî, Neylü’l-evtâr,VII, 91-97).
Kur’an ve Sünnet’teki bu esaslardan ve ayırımdan ha-reketle gelişenİslâm ceza hukukunda da zina suçunun oluşumu, uygulanacak cezanınmahiyet, tür ve şekli, sa-nık ve suçluların hak ve yükümlülükleri gibikonularda ayrıntılı bir hukuk doktrini meydana gelmiştir. Buay-rıntıların temel amacı, suçta ve cezada kanunîliğin, açıklık,kesinlik ve objektifliğin sağlanması, suçlunun ve toplumun haklarınınkorunmasında dengenin kurulması, toplumun genel ahlâk esaslarının vekamu düzeninin ihlâ-linin önlenmesidir. Zina suçunun ispatında dörterkek şahidin bulundurulması veya suçlunun dört defa ikrarda bulunmasışartı da suçun tesbit ve ispatında şüpheli durumları önlemek içindir.Bu aynı zamanda zinanın aleni-yet kazanıp toplumca bilinir bir halaldığında cezalan-dırılması gibi bir anlam da taşır.
Toplumda zinanın önlenebilmesi için yasaklamanın veya suçu sabitgörülenlere ceza uygulamanın yeterli olmaya-cağı, hatta İslâm’dacezaların uygulanışının amaç olma-dığı açıktır. Onun için de İslâm’dasuçların önlenmesi, kişileri suçu işlemeye sevkeden duygu, ortam vearaçla-rın ıslah edilmesi, işlenen suç ve günahların da mümkün olduğuölçüde gizlenmesi ilke edinilmiş, bunun için de öncelikli olarak, erkekve kadınların yabancıların (ara-larında evlilik bağı veya devamlıevlenme engeli bulunmayan kimselerin) yanında belli yerleriniörtmeleri, birbirle-rini tahrik edecek şekilde davranmamaları, yabancıka-dınla erkeğin baş başa kalmaması (halvet), toplumda a-çıklık vemüstehcenliğin önlenmesi gibi birinci kademede yer alan önlemleralınmıştır. Karşı cinsleri cinsel yön-den uyaracak türde söz, bakış veyakın ilişkilerin de zinaya hazırlayıcı hareketler olarak kınanması buyüz-dendir.
Hukuk düzeninin öngördüğü hedeflerin gerçekleşmesinde yasaklar ve buyasakları koruyucu cezalar, tâli yasaklar ve tedbirler kadar, sosyalarka plan ve insan unsuru da önem taşır. Bu sebeple de İslâmtoplumlarında söz konusu tedbirlerle yetinilmeyerek ailelere ve toplumaçocukları eğitme, evlilik yaşını geçerli bir sebep olmadıkçage-ciktirmeme, evlenmeleri kolaylaştırma, toplumda dinî ve ahlâkîdeğerleri diri tutma gibi ilâve görevler verilmiş, her müslümanın kendieğilim ve davranışını kendi başına denetleyebilecek bir ahlâkîyetişkinliğe, kişilik ve sorumluluk bilincine ulaşması hedeflenmiştir.Çünkü İslâm’ın temel gayesi suçluların cezalandırılması değil, toplumdasuç ortamının oluşmaması, insanların güven ve huzur içinde yaşamasıdır.Ancak, bütün bu önlemlere rağ-men toplumda zina suçu işlendiğinde,aleniyet kazanıp kesin olarak ispat edildiğinde, suçlununcezalandırılması, hem suçun önlenmesi, hem toplum hakkının korun-masıaçısından kaçınılmaz bir sonuçtur. İslâm’ın cezala-rın objektif, âdilve tutarlı bir şekilde uygulanmasını emredip suçluya artık suçuişledikten sonra acınmaması gerektiğini ikaz etmesi de (en-Nûr 24/2)suçlunun ceza-landırılmasının gerçek anlamda adalet ve rahmet olmasıgerçeğini ifade içindir. Çünkü insanlara gerçek anlamda acıma,suçluları affetme şeklinde değil, suçları önleme-ye çalışma, suça gidenyolları kapama, fakat toplumda suç işlendiğinde de tâvizsiz, tutarlı veetkili şekilde suçluları cezalandırma ile olur.
Günümüz toplumlarında zinanın, birçok cinsel suç ve sapıklığın yaygınbir hal almasının, aileyi ve toplumun ortak mânevî ve ahlâkîdeğerlerini sarsıcı bir boyuta ulaşmasının temelinde eğitimin, aile içive beşerî iliş-kilerin dinî ve ahlâkî zeminden koparılarak bireyci,özgürlükçü, bencil ve yararcı bir zeminde geliştirilmeye çalışılması,suçları tesbit ve cezalandırmada, kadın-erkek ilişkilerinin bireyselözgürlük ve hakların sınır-larını belirlemede bazı temel kriterlerinyitirilmiş olması yatmaktadır. Bu yanlışlıklar sonucu, suçluya acı-maveya bireysel özgürlükleri koruma adı altında yanıl-tıcı propagandanınbaskın etkisi sonucu birçok suç ge-rektiği şekilde önleyici, ıslahedici ve denk bir ceza ile karşılık görmemekte, suç mağduru fert veyatoplumun hakları göz ardı edilmektedir. Batı toplumu için çok dahageçerli olan bu değerlendirmeler, Batı toplumuyla yakın ilişki içindeolan müslüman toplumlar için de kıs-men geçerli olup, Batı’daki buolumsuz gelişmelerden müslüman toplum ve kesimler de oldukçaetkilenmektedir. Bu alanda sayıları ve etkinlikleri giderek artanbirçok olumsuz yayın, yönlendirme ve cinsel özgürlük propagan-dasına,örgün eğitiminin ve resmî politikaların da bu konuda yetersizliğinerağmen toplumumuzda zinanın ve diğer cinsel suç oranlarının Batıtoplumlarına göre daha düşük olmasının temel nedeni, İslâm dininin vegenel ahlâk ilkelerinin fertlerin gönüllerinde, günlük hayat-larında veinsan ilişkilerinde egemenliğini ve yönlendi-riciliğini büyük ölçüdesürdürmekte oluşudur. Ancak bu-nun yeterli bir güvence olarak görülmesiyanlış olur. Suçlunun cezalandırılmasından çok suçun işlenmesinemey-dan verilmemesi ve o ortamın yaratılmaması daha önemli olduğunagöre, bireylerin iyi eğitilmesi, ahlâklı ve erdemli kişiler olarakyetiştirilmesi, cinsî arzu ve ihtiyaçların sömürü aracı yapılmasının vemüstehcenliğin önlenmesi günümüzde daha büyük önem taşımakta, devlet,toplum ve bireyler olarak her kesim bu alanda ayrı ayrı sorumluluklartaşımaktadır.
b) Koruyucu Önlem ve Yasaklar
Toplumda fertlerin ve aile hayatının korunması, sağ-lıklı bir cinsîhayatın temini için sadece evlilik dışı cinsî münasebet demek olanzinanın yasaklanması yeterli olmaz. Buna ilâveten, aklın, dinin veinsan tabiatının kötü ve çirkin bulduğu her türlü hayasızlık, fuhuş vemüstehcenlikle mücadele edilmesi, bunları besleyip yay-gınlaştıranortamın da düzeltilmesi ve iyileştirilmesi gerekir. Bunun için de İslâmdini, sadece zinayı yasakla-makla yetinmeyip, zinaya götüren yolları,müstehcenliği, kadın-erkek ilişkilerinde ölçüsüzlüğü ve aşırıserbestli-ği de önlemeye, buna ilâveten ferde ahlâkî olgunluk ve şahsîsorumluluk yüklemeye, cinsel hayatla ilgili eşler arası birtakım hak vegörevlerden söz ederek aile hayatı-nı koruyup iyileştirmeye özengöstermiştir.
Kur’an’da zina ve fuhuş büyük günahlar arasında sa-yıldığı, zinanındünyevî ve uhrevî cezasından söz edil-diği gibi (Âl-i İmrân 3/135;en-Nisâ 4/15-16; el-İsrâ 13/32), erkek ve kadınların gözlerini haramdankorumala-rı, avret yerlerini örtmeleri emredilmiş, böylece zinaya gidenyolun bir yönüyle kapanmış olacağına işaret edil-miştir (en-Nûr24/30-31). Bir hadiste Hz. Peygamber dil, ağız, el, ayak, göz gibiorganların zinasından söz ede-rek (Müslim, “Kader”, 5) zinaya zeminhazırlayıcı her türlü gayri meşrû ilişkinin, flört ve beraberliğin debu nevi zina olduğunu belirtmiş, bunlardan da sakındırmıştır. Çünküiffet ve namus bir bütün olup, o ancak onu lekeleyecek her türlükötülük ve yanlışlıktan uzak kalı-narak korunabilir.
Erkek ve kadın biri diğeri için cinsî uyarıcıdır. Bu sebeple yabancı(aralarında evlilik bağı veya devamlı ev-lenme engeli bulunmayan) erkekve kadınların birbirlerine karşı ölçülü ve mesafeli davranmalarıgereklidir. Yine, yabancı bir kadının yabancı bir erkekle baş başakalması da doğurabileceği sakıncalı sonuçlar dolayısıylayasak-lanmıştır. Aralarında devamlı evlenme engeli bulunmayan bir erkekile bir kadının bir yerde baş başa kalmaları İslâm hukukunda halvetterimiyle ifade edilir. Hadisler-de, aralarında nikâh bağı veya devamlıevlenme engeli bulunmayan bir erkek ile bir kadının, başkalarınıngörü-şüne açık olmayan kapalı bir mekânda baş başa kalmalarıyasaklanmıştır. Bir hadiste Hz. Peygamber “Kim Allah’a ve âhiret gününeiman ediyorsa, yanında mahremi olmayan bir kadınla yalnız kalmasın;çünkü böyle bir durumda üçüncüleri şeytandır” (Müslim, “Hac”, 74;Tirmizî, “Radâ‘”, 16; Müstedrek, I, 114) buyurmuştur. Böyle bir durumkarşı cins için tahrik edicidir, zinaya veya dedikoduya ve taraflarıniffetlerinin zedelenmesine yol açabilir.
Kötülüğün önlenmesi kadar ona giden yolların kapatılma-sı da önemlidir.Öte yandan iffet ve namus lekelendiğinde geri dönüşü ve telâfisiolmayan bir zarar ortaya çıkmış ve temel bir kişilik hakkı ihlâledilmiş olur. Bu sebeple anılan muhtemel olumsuz sonuçları önlemekgayesiyle kadı-nın yabancı bir erkekle kapalı bir mekânda baş başakal-ması, kadının yanında mahremi bulunmadan yolculuk etmesi uygungörülmemiştir. Ancak bu tür davranışlar kendiliğin-den değil harama yolaçması sebebiyle yasaklandığı için, belirli ihtiyaç ve mazeretlerinortaya çıkması veya anılan sakıncaların bulunmaması halinde câizgörülebilmektedir. Nitekim yol emniyetinin bulunması veya kadınlarınayrı bir kafile teşkil etmesi halinde kadının mahremi bulunmaksızınyolculuk etmesinin câiz görülmesi bu anlayışa dayanır. Öte yandan butür kurallar ve kısıtlamalar genel ve yaygın durum ölçü alınarak vemuhtemel sakıncalar gözetilerek konulduğundan, kişilerin anılansakıncaların kendileri hakkında vârit olmayacağına inanmalarındanziyade objektif tesbitler ölçü alınır.
Erkek ve kadının birbirinin davranış, söz ve tavırla-rından etkilenmesikaçınılmazdır. Bunu en aza indirmek ve buna yol açacak durumlardandikkatli bir şekilde sa-kınmak gerekmektedir (en-Nûr 24/30-31; Buhârî,“İstîzân”, 12; “Kader”, 9; “Nikâh”, 43; Müslim, “Kader”, 20-21; EbûDâvûd, “Nikâh”, 43; Müsned, II, 267, 276, 317, 329, 343). Böylece duyuorganlarının her birinin cinsî uyarılmaya karşı kontrol altındatutulması, iffet ahlâkının yerleş-mesi bakımından önem taşımaktadır. Buda güçlü bir iç disiplin ve kendine hâkimiyet ile sağlanabilir.
Cinsî uyarıcılık özelliği bakımından kadınların duru-mu çok daha fazlahassasiyet gösterir. Bunun için, ka-dınların daha da dikkatlidavranmaları istenmiştir. Ya-bancı erkeklerle konuşurken kadınların,kalpte şüphe uyandırmayacak ve karşısındaki kişiyi yanlış anlamayasüreklemeyecek tarzda ciddi ve ağır başlı olarak konuş-maları (el-Ahzâb33/32), süs ve endamlarını yabancılara göstermemeleri (en-Nûr 24/31),bunun için de sokağa çık-tıklarında güzelce örtünmeleri (en-Nûr 24/31;el-Ahzâb 33/59) bu gayeye mâtuf emirlerdir. Hz. Peygamber, kadın-larınkendi evleri dışında, başkalarına hissettirecek derecede koku sürünerekdolaşmalarını hoş karşılamamış ve bunu edep dışı bir davranış olarakdeğerlendirmiştir (bk. Tirmizî, “Edeb”, 35; “Radâ‘”, 13; Müsned, IV,414, 418).
|